SEV KARDEŞİM

21/2/2007 - Anlatabilsem


 ANLATABİLSEM

Hani bazen içimize bir sıkıntı düşer. Birilerine anlatmak isteriz, içimizi dökmek isteriz yada kendimizi ifade etmek isteriz yaaa.. Tüm bu isteklerimize rağmen kendi kendimizi sıkıntıya sokup içimizi dökmeyiz, dökemeyiz… Ya bizi anlamayacaklarını sanır yâda dalga geçeceklerini düşünürüz. İşin kolay tarafını bir kenara bırakır, sıkıntılarımıza sıkıntı katarak zor olanı başarmaya çalışırız. Sorunumuzu kendi kendimize çözmeye çalışırız....

 

Son zamanlarda kendimi çok yalnız hissediyordum. İçimde anlamsız gelen, kelimelere dökemediğim, ifa etmekte zorlandığım bazı sıkıntılar vardı. Hani bir şeyi çok iyi bilmemize rağmen bir türlü aklımıza getiremeyiz ya... Dilimizin ucundaki, hani birileri bize ilk harfini söylese biz devamını getiriveririz ya... İşte tam olarak böyle bir şey. Şu ilk harfi hatırlatacak arkadaşa, dosta öyle çok ihtiyacım var ki! Onun yokluğu, eksikliği olsa gerek beni sıkıntılara sokan, sürükleyen.

 

O gün çok hafif tatlı bir yağmur yağıyordu. Halk dilinde “ahmakıslatan” denir. Hani saatlerce yürür ama ıslandığının farkına bile varmasısın ya... Yağmura karşı ayrı bir sempatim de var. Yağmur altında yürümek, koşmak hele birde arkadaşlarla bir araya gelip maç yapmak. Dadına doyamadığım fantezilerimdendir... O gün bir değişiklik olsun diye bisikletime bindim. Deli danalar gibi yağmur altında bir sağa, bir sola bisikletimi sürerken; yağmurla denizin birbirlerine sevgilerini nasıl ifade ettiklerini görmek istedim. Acaba yağmur damlaları nasıl düşüyordu. Sevgilisine narin ve son derece nazik öpücük mü konduruyordu yoksa düşmanını kırbaçlarcasına mı? Düşüyordu, denize.

 

Böylesine garip düşüncelerle bisikletimi denize doğru sürmeye başladım. Daha deniz kenarına varmadan yağmur kesilmişti. Kesilmişti kesilmesine ama beni de ahmak gibi ıslatmıştı. Yinede yoluma devam ettim. Hiç değilse denizin kokusunu ciğerlerime çeker, ıslandığıma ve onca yolu kat ettiğime değerdi. Yani biraz kendimce romantik takılacaktım.

 

Sonunda gelebildim yani...

 

Deniz çok garipti. Sanki sevgilisini kaybetmişti yâda ayrılık girmişti araya… Kocaman kocaman dalgalarıyla kıyıyı dövüyordu. Peki, kıyının sucu neydi. Garip düşünceler içinde kıyıda yürümeye başladım. Denizin suyu ayaklarıma kadar geliyordu. Yüzüme de rüzgârla gelen damlacıklar çarpıyordu. Zaten sırılsıklamdım. Islaklığımın ve rüzgârın etkisiyle üşüdüğümü hissediyordum. Bu bana zevk veriyordu. Rüzgârı tenimde hissetmek…

 

Kıyı boyunca yürümeye devam ettim. Garip garip düşüncelerden sıyrıldım. Gözüm kıyıdaki yosunlara takıldı. Galiba denizden gelmişti. Evet, deniz içini, derdini kıyıya boşaltıyordu anlaşılan. Ne kadar güzeldi; birilerine anlatmak, paylaşmak, boşaltmak tüm derdini, sıkıntılarını... Rahatlıyordu insan, hafifliyordu bee!

           

            Biraz daha ilerleyince, deniz kabuğu görüm, Elime aldım. İlk önce denizin sıkıntılarından zannettim, hani kıyıya boşalttığı...  Daha derinden düşününce, bununda bir canlı olduğunu… Evet, bu da bir canlıydı. Acaba bu durumlara nasıl gelebilmişti. Olması gereken ortamdan bu kadar uzakta harap ve bitkin… Başından geçenleri düşünmeye çalıştım ve kendimce senaryosunu yazmaya başlamıştım.

  

                                   …Küçük Deniz Kabuğu…

 

            Dünya geldiğinde çok heyecanlıydı. Her şeyi yeni yeni öğreniyordu. Beklide bundandır heyecanı. Öğrenmeyi kısa sürede istemesinden. Çevresindekilere soruyordu. Sudaki tuzun oranını, üzerindeki kabuğun dayanıklılığını, çevresindekilerle nasıl arkadaş olabileceğini, kimlerden kaçıp kimlerle yan yana duracağını… Öğrendikçe daha çok ve daha farklı şeyler öğrenmek istiyordu. Öğrendikçe heyecanı daha da artıyordu. Beklide bu heyecanıydı onu sevimsizleştiren, bulunduğu ortamda itici duruma getiren. Hâlbuki tek isteği öğrenmek bilgi edinmekti. Çevresindeki canlıların, onun bu isteklerini karşılayamayacağını düşünmeye başladı çünkü onlarda yeteri kadar bilgisizdi ve çok monotondular. Bulunduğu dünyayı terk etmeye düşündü, düşündükçe istedi, istedikçe heyecanlandı. Sonunda heyecanına yenik düştü. Yenidünyaları keşfetmeye, yani bitmek tükenmek bilmeyen isteklerini, arzularını bastırmaya…

 

            İlk zamanlar her şey çok güzeldi. Farklı ortamlar, bitkiler, hayvanlar… “Çok gezen mi bilirdi çok okuyan mı?” tam istediği gibiydi. Açlığını, susuzluğunu bastırıyor gibiydi. Ama hep bir şeyin eksikliğini hissediyordu içinde. İlk zamanlar pek bir anlam veremiyordu. Çevresine, ağzını ayırmaktan bunu düşünmeye zaman kalmıyordu, istemiyordu zaten. Zaman geçtikçe bu eksikliğin ağırlaştığını fark etti ama önlem alma gereği hissetmedi.

 

            Zaman geçtikçe ilerledi, ilerledikçe anladı yalnızlığını. Farklı canlılarla tanışıyordu tanışmasına ama aynı dili konuşmuyorlardı ki! Anlatmak istediklerinin çok, çok azını anlatabiliyordu. Zaman zaman bunu bile yapamıyordu. Her şeyi içine atıyordu heyecanını sevgisini ve özelliklede dertlerini. Boşaltabileceği kimsede yoktu.  İçine attıkları arttıkça arttı. Kocaman bir yığın haline geldi. Bedeni küçük kabuğuna sığmadı. Kendini denizin hâkimiyetine, tüm bilincini kaybederek bıraktı.

           

            Şimdi; kabuğunun bir parçası avuçlarımın içinde duruyor. Peki ya geri kalanı…

 

            Hava biraz daha sertleşmişti sanki. Beklide ıslaklığımın etkisiydi; soğukluğu bedenimde, ta içimde hissetmem ama bu düşünceler beni daha çok etkilemişti. Kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki! Dünyanın etkisine bırakmış, bilincimi kaybetmek üzereydim… Beklide kendi sonumu anlatan hikâyeydi bu. Küçük deniz kabuğuna yansıttığım.  Titreyerek kendime geldim. Hasta olabileceğimi düşünerek eve dönmeye karar verdim. Elimde küçük deniz kabuğuyla…

 

            Tüm bu yaşadıklarımı ve düşüncelerimi kâğıda aktarırken tekrar düşündüm, yaşadım ve hissettim.  Şimdi daha iyi anlayabiliyorum. İçimdeki boşluğu, kâğıt, kalem, doğa ve insan dışındaki tüm canlıların dolduramayacağını. Bana ben gibi düşünen bir canlı, insan evladı gerekti. Bulmalıydım onu…

 

            Benim; arkadaşım, sırdaşım, dertdaşım, hayatıma anlam ve mana yükleyen her ne varsa… Bana ilk harfi hatırlatır mısın? İçimden geçen her ne varsa canı gönülden sana aktarabilir miyim, anlatabilir miyim?

 Kısacası dostum olur musun?

 

Filozof

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/1/2007 - Sen Ve Ben

www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws     www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

            

 

                                Sadece sen ve ben yeteriz bu dünyaya...

                               Yeter ki birlikteligimiz bozulmasın sevgilim.

                               Yeter ki başkalarına özenmeyelim.

                               Ayrı ayrı düşünmeyelim.

                               Senli benli olmayalım hiçbir zaman

                               Hep yanımda kal biz bize olalım.

                               Biz bu dünyaya yeteriz.

                                        Filozof

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kendi çapımda yürekten hissettiklerimi, düşündüklerimi anlatamadım kimseciklere. Beni anlayacak bir insan evladı cıkmadı karşıma. Beynim daha fazla muhafaza edemedi. Yük agırlaştı biraz. Ellerime emretti. ortaya garip yazılar cıktı işte. Paylaşmak istedim, deger kıymet bilen birileri cıkar belki bir umut işte benimkisi. ya çıkarsa...

Son Yazılarım

Anlatabilsem
Sen Ve Ben

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

kristalnur
ekinokssah
ferdi344
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

free html web counters

Get your own Chat Box! Go Large!